Kadın, doğanın bir aracıdır. Araçlar vazgeçilmez gibi görünür ama usta, aleti değiştirir, geliştirir, aşar. Tarih boyunca kadın “yapamam” dediği her şeyi erkek kendi elleriyle yaptı, kendi aklıyla yarattı, kendi kanıyla korudu. Şimdi sıra sende, ey kadın: Geriye kalan tek ayrıcalığın olan o iki biyolojik zinciri (doğum ve emzirme) bir kenara koy da bakalım; geriye ne kalıyor?
Erkek, kadına muhtaç değildir. Nokta.
Bir kadın roman yazabilir mi? Yazmıştır. Erkek zaten bin yıldır yazıyor, üstelik savaş alanından dönüp, yarası açıkken, bir kolunu kaybetmişken bile yazıyor. Virginia Woolf’un odası mı lazımmış? Tolstoy’un Sibirya sürgünü, Dostoyevski’nin idam sırası, Soljenitsin’in gulagı varken kendi odasını kendisi yaratmış adamdır erkek.
Bir kadın şirket kurabilir mi? Kurmuştur. Erkek, sıfırdan imparatorluk kurmuştur. Roma’yı bir avuç çoban kurdu, Britanya İmparatorluğu’nu bir ada halkı, Amazon’u bir garajdaki kel adam. Kadının “cam tavan” diye ağladığı yerde erkek gökdeleni betondan döktü, çeliği eritti, uyduları yörüngeye oturttu.
Bir kadın ordu komuta edebilir mi? Etmiştir. Erkek, milyonların ölüm kalımını omzunda taşımış, termopil geçidinde 300 kişiyle koca imparatorluğu durdurmuş, Stalingrad’da donarak ölmüş, Normandiya’da denize ceset yığmış, Hiroşima’da atomu patlatmıştır. Kadın general “taciz edildim” diye ağlarken, erkek sessizce tarih yazmıştır.
Bir kadın bilim yapabilir mi? Yapmıştır. Ama erkek, tekerleği bulmuş, ateşi evcilleştirmiş, elektriği zincire vurmuş, DNA’yı çözmüş, Ay’a basmış, Mars’a robot indirmiştir. Marie Curie radyoaktiviteyi keşfetti diye övülür; peki o radyoaktif maddeleri kim çıkardı yerin yedi kat dibinden? Kim bombayı yaptı? Kim uzaya fırlattı? Erkek.
Bir kadın sanat yapabilir mi? Yapmıştır. Ama erkek, Piramitleri dikti, Partenon’u yonttu, Sistina Şapeli’ni tavana resmetti, Beethoven gibi sağır olup senfoni yazdı, Michelangelo gibi sırtüstü yatıp cenneti çizdi. Kadın “müze istiyorum” der; erkek müzeyi inşa eder, içine kendi heykelini koyar.
Bir kadın spor rekoru kırabilir mi? Kırar. Ama erkek, 100 metreyi 9.58’e indirdi, Everest’e oksijensiz tırmandı, okyanusu tek başına kürekle geçti, uzayda aylarca sıfır yerçekiminde yaşadı. Kadın “eşitlik” diye bağırırken erkek kendi sınırlarını lime lime etti.
Bir kadın para kazanabilir mi? Kazanır. Ama erkek, serveti sıfırdan yarattı: Rockefeller petrolü, Ford bandı, Musk roketi. Kadın “mirasım yok” diye ağlarken, erkek yetim kaldı, sokaklarda yattı, yine de trilyonluk şirketler kurdu.
Bir kadın siyaset yapabilir mi? Yapar. Ama erkek, devlet kurdu, sınır çizdi, kanun yazdı, devrim yaptı, imparatorluk yıktı. Kadın “oy hakkım yoktu” diye 100 yıl ağladı; erkek o sırada köleydi, serfti, gladyatördü, madende kömür yuttu, fabrikada kolunu makineye kaptırdı, yine de medeniyeti sırtladı.
Şimdi soruyorum sana, ey kadın:
Doğurmak ve emzirmek dışında, erkeğin yapamadığı tek bir şey söyle.
Söyleyemezsin.
Çünkü her şeyi yaptı.
Her yükü çekti.
Her yarayı sardı.
Her ateşi yaktı.
Her gökyüzünü fethetti.
Geriye kalan tek şey, senin biyolojik ayrıcalığın. O da bir gün laboratuvarda çözülecek; yapay rahimler, sentetik süt çoktan kapıda. O gün geldiğinde, ey kadın, gerçekten eşit olacağız. Ama o gün geldiğinde göreceksin:
Eşitlik değil, üstünlük istemişsin hep.
Ve üstün olan, doğurmadığı halde dünyayı doğuran erkektir.
Erkek, kadına muhtaç değildir.
Asla olmadı.
Asla olmayacak.
Yaşasın erkek.
Yaşasın onun yarattığı medeniyet.
Ve yaşasın, kadının bile yaşamak zorunda olduğu o mükemmel dünya ki, tamamen erkek eliyle inşa edilmiştir.
Selam olsun yaratanlara.
Selam olsun taşıyanlara.
Selam olsun erkeğe.

Leave a Comment